Küçük bir çocukken, cami avlusunun bir köşesindeki Kur’an kurslarına katılıyordu. Orta yaşlardaki cami hocasının ağzından çıkan hikayeleri dinlemekten büyük bir keyif alıyordu. “ Ne kadar güzel anlatıyor . ” diye düşünüyordu.
Büyüdüğü zaman o’da başkalarına böyle güzel hikayeler anlatmak istiyordu. Hoca, hikayelerini anlatırken kılıktan kılığa giriyor,şekilden şekile bürünüyor, dinleyenleri kendine hayran bırakıyordu.
Sadece hikaye anlatmıyordu.Yaşamla ilgili söyledikleri de oluyordu bazen. Onları da çok güzel anlatıyor, örneklerle süslüyor, mimik hareketleriyle anlam katarak, konunun anlaşılmasını sağlıyordu.
Çocuk, ” Hoca,ne güzel ifade ediyor. Her şeyi de bir güzel biliyor. Bende büyüyünce onun gibi bilgili ve sözü dinlenen birisi olacağım . ” diye hayaller kuruyordu.
Aradan çok uzun yıllar geçti. Küçük çocuk büyümüş, öğretmen olmuştu. Üstelik çok araştıran ve çok okuyan birisiydi . Öğrencilerine bir konuyu anlatırken, okuduklarından örnekler veriyor, dinleyenlerin anlamasını ve öğrenmesini sağlıyordu. Aynı o cami hocası gibi güzel hikayeler anlatıyor, dinleyenlerin ilgisini çekiyordu.
Ne zaman bir hikaye yada bir olayı anlatsa kişileri canlandırırken, örnek aldığı hocası aklına geliyordu.
Memlekete gittiğinde de mutlaka onu arayıp bulacağına dair kendine sözler veriyor fakat; yıllardır da bir türlü bu isteğini yerine getiremiyordu.
Aradan geçen otuz yılın arkasından, tatil için memleketine gittiği bir gün, nihayet hocasıyla karşılaştı.Hocası onu tanıyamamıştı.Soyunu sülalesini uzun uzun anlattıktan sonra hocasına kendisini zorlamaylada olsa tanıyabilmişti.
Oturdular ve sohbete başladılar. Adam, hala canlı ve heyecanla anlatıyordu. " Öğretmende onu zevkle dinliyordu. ” Hocam, maşallah yaşlanmışsınız ama, hiç değişmemişsiniz. Hikayelerinizi de hala bütün vücut kıvrımlarınızı kullanarak anlatabiliyorsunuz . ” diye methiyeler düzüyordu. O anlatırken, ” Ne güzel böyle bir insanı tanımış olmak, iyiki karşılaştık .” diye düşünüyor, sohbetten keyif alıyordu.
Zaman ilerledikçe muhabbette koyulaşıyordu. Bu arada konu dönüp dolaşıp, dini konulara geldiğinde öğretmen, “ Hocam, Kur’anda insanoğlunun uzaya araç göndereceği, Ay’ın keşfedileceği ve yüzeyinde insanların araştırmalar yapacağına dair bir ayet varmış. Bu konu ile ilgili olarak, bizi aydınlatırmısınız ? ” diye sordu. Amacı bilgili ve görgülü bir din adamının ağzından, Kur’anı Kerim’in yorumunu gerçek anlamıyla dinlemek ve kavramaktı.
Hoca kısa bir süre etrafındakileri süzdükten sonra,sesinide kısarak, ” Kur’anda Ay’ın keşfini anlatan bir ayet var. Fakat, siz o Ay’a gittik diyenlere inanmayın. Yalan söylüyorlar. O uzay araçlarını dünya yüzeyinde kimsenin bilmediği bir alana indirip fotoğraflar çektiriyor ,dünyaya yutturuyorlar. ” dediğinde öğretmen; başına kaynar sular döküldüğünü zannetti. Hocanın söylediklerine inanamadı. İnanması bir yana, bütün hayalleri yıkılmıştı. Ülkeler uzayda birbirleri ile kıyasıya yarışırken, böylesi bilgili ve görgülü olarak düşündüğü kahramanının köhne bir düşüncede olması onda hayal kırıklığı yaşatmıştı. İçinden ” Keşke seninle karşılaşmasaydım ve bu sözleri senin ağzından duymasaydımda sen hep benim gönlümdeki kahraman olarak kalsaydın.” diye geçirdi. Az sonra da izin isteyip oradan uzaklaştı.