Dünya tarihinde son bin yılın en önemli liderini,içimizden çıkardık ama,eskilerin deyimi ile "kadrini bilemedik." Cumhuriyet öncesinde "Türk Halkı-Türk Milleti" gibi tanımlardan yoksun olan bir topluma hüviyet kazandıran Atatürk ve kadrosu,yarattıkları toplumla dünyanın mazlum halklarına örnek bir mücadele ve dayanışma örneği bırakarak,gönüllerde yer almışlardır. Ne var ki, ortaya çıkardıkları eserler,yeterli tanıtılmadığı için çıkar grupları tarafından yıpratılmaya çalışılmıştır. Atatürk'ün kişisel özellikleri yadsınamayacak kadar önemlidir.Bu özelliklerinden ve en önemlilerinden birisi de "İleriyi Görebilme" yeteneğidir. Onun içindir ki,"Atatürk Düşünce-İlke ve Devrimleri" olarak,Türk Toplumuna bıraktığı doktrinin en önemli yanı "Devrimcilik" özelliği hep görmezlikten gelinmiş ve anlaşılması önlenmeye çalışılmıştır. Atatürk İlke ve Devrimleri : *Cumhuriyetçilik *Halkçılık *Laiklik *Milliyetçilik *Devletçilik *Devrimcilik Biçiminde altı ana başlıkla sembolleştirilmiştir. Yukarıdaki ana başlıkları kapsayan en önemli ilke ise devrimciliktir. Atatürk ilkeleri koyarken, temel nizamdan sapılmaması ve ileride dünyanın şartlarına göre değişim yapılabilmesi için "Devrimcilik" ilkesini de benimsemiş ve Türk Toplumuna devamlı yenilenin ve kendinizi değişimlere uydurun mirasını bırakmıştır.
Şimdi;eğer bir değişim zamanı ise:Geriye doğru mu değişeceğiz.Yoksa Atatürk'ün Devrimcilik mirasına uygun şekilde,Çağdaş Toplum olma özelliğine göre mi değişeceğiz. Türk Toplumu bunu iyi görmeli ve iyi karar vermelidir. Bu anlamda,ülke gündemini en iyi anlatan "Büyük Nutku" defalarca okumalıyız.
ATATÜRK'ÜN TÜRK GENÇLİĞİNE SESLENİŞİ (Yeni Türkçe) TÜRK GENÇLİĞİNE BIRAKTIĞIM EMANET Saygıdeğer Beyler, günlerdir dinlediğiniz uzun ve detaylı söylevim, eninde sonunda geçmişe karışmış bir devrin öyküsüdür. Bunda halkım için ve gelecekteki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bazı noktaları belirtebilmişsem kendimi mutlu sayacağım.
Beyler, bu nutkumla, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir halkın, bağımsızlığını nasıl kazandığını, bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.
Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan bu yana yaşanan ulusal felaketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların bedelidir.
Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.
Ey Türk Gençliği!
Birinci görevin; Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuzluğa değin korumak ve savunmaktır.
Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli hazinendir. Gelecekte dahi, yurt içinde ve dışında, seni bu hazineden yoksun kılmak isteyen kötücüller bulunacaktır. Bir gün, bağımsızlığını ve Cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan; göreve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanaklar ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve Cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir zafer kazanmış olabilirler. Zorla ve hile ile sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün tersaneleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine düşman girmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acıklı ve korkunç olmak üzere, yurdunda, iktidara sahip bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık içinde olabilirler. Üstelik, hainlik de yapabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, kendi çıkarlarını, yurduna girmiş olan düşmanların siyasal erekleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde harap ve bitkin düşmüş olabilir.
Ey Türk geleceğinin çocuğu!
İşte, bu ortam ve koşullar içinde bile görevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Bunun için gereken güç damarlarındaki asil kanda vardır!
Ankara, 20 Ekim 1927 |